BG 2.64 — Sankhya Yoga
BG 2.64📚 Go to Chapter 2
रागद्वेषविमुक्तैस्तुविषयानिन्द्रियैश्चरन्|(orवियुक्तैस्तु)आत्मवश्यैर्विधेयात्माप्रसादमधिगच्छति||२-६४||
rāgadveṣavimuktaistu viṣayānindriyaiścaran . orviyuktaistu ātmavaśyairvidheyātmā prasādamadhigacchati ||2-64||
रागद्वेषविमुक्तैस्तु: free from attraction and repulsion but | विषयानिन्द्रियैश्चरन्: objects | आत्मवश्यैर्विधेयात्मा: self-restrained | प्रसादमधिगच्छति: to peace
GitaCentral Türkçe
Fakat nefsine hâkim olan kişi, duyuları kontrol altında ve çekim ile itimden özgür olarak nesneler arasında dolaşırken huzura erişir.
English
Swami Gambirananda
Swami Adidevananda
Hindi
Swami Ramsukhdas
Sanskrit
Sri Ramanuja
Sri Madhavacharya
Sri Anandgiri
Sri Jayatirtha
Sri Abhinav Gupta
Sri Madhusudan Saraswati
Sri Sridhara Swami
Sri Dhanpati
Vedantadeshikacharya Venkatanatha
Sri Purushottamji
Sri Neelkanth
Sri Vallabhacharya
Detailed Commentary
**2.64. Açıklama –** Burada 'tu' (fakat/ama) kelimesi, bu ayetin konusunu bir öncekinden ayırmak için kullanılmıştır. Önceki ayette Rab, bağlılıkla sadece duyu nesneleri üzerine düşünmenin düşüşe yol açtığını ifade ederken, burada ise bağlanmadan duyu nesneleriyle meşgul olmanın yükselişe yol açtığını söylemektedir. Orada, aklın yok olması tasvir edilmişti; burada ise aklın Yüce Benlik'te (Paramātmā) yerleşik hale gelmesi tasvir edilmektedir. **'Vidheyātmā' –** Müritin iç varlığı (antahkarana) onun kontrolü altında olmalıdır. İç varlık kontrol altına alınmadan Karma Yoga'da mükemmelliğe ulaşılmaz; aksine, eylemleri yaparken duyu nesnelerine bağlanma ve düşüşle karşılaşma ihtimali kalır. Hakikatte, her mürit için iç varlığı kontrol altında tutmak esastır. Bir Karma Yogi için bu özellikle gereklidir. **'Ātmavashyaiḥ rāgadveshaviyuktaiḥ indriyaiḥ' –** Tıpkı 'Vidheyātmā' teriminin iç varlığı kontrol altına almayı ima ettiği gibi, 'Ātmavashyaiḥ' terimi de duyuları kontrol altına almayı ima eder. Anlamı şudur: Dünyevi işlerle meşgul olurken duyular kişinin kontrolünde olmalıdır ve duyuların kontrol edilebilmesi için onların bağlanma (rāga) ve nefretten (dveṣa) arınmış olması şarttır. Dolayısıyla, duyular hiçbir nesneye bağlanarak kavramamalı, nefretle de terk etmemelidir. Bunun sebebi, nesneleri kavramanın veya terk etmenin, duyularda bağlanma ve nefretin ortaya çıkmamasını sağlamak kadar önemli olmamasıdır. İşte bu yüzden Rab, üçüncü bölümün otuz dördüncü ayetinde müriti şöyle uyarmıştır: "Bağlanma ve nefret, her duyuda kendi nesnelerine karşı bulunur. Mürit onların etkisi altına girmemelidir, çünkü her ikisi de onun düşmanıdır." Beşinci bölümün üçüncü ayetinde ise Rab şöyle buyurmuştur: "Bağlanma ve nefret gibi ikiliklerden özgürleşen o mürit, kolayca kurtuluşa erer." **'Vishayān charan' –** İç varlığı kontrolü altında olan ve duyuları bağlanma ve nefretten arınmış ve kontrolü altında olan böyle bir mürit, gerçekten de duyular aracılığıyla duyu nesneleriyle meşgul olur, yani her türlü dünyevi işi yapar, ancak duyu nesnelerinin zevkini çıkarmaz (onlardan haz almaz). Sadece haz alma zihniyetiyle yapılan duyu nesneleriyle meşguliyet, düşüşün sebebi olur. İşte bu haz alma zihniyetini ortadan kaldırmak için burada 'Vidheyātmā', 'Ātmavashyaiḥ' gibi terimler kullanılmıştır. **'Prasādam adhigachchhati' –** Bağlanma ve nefret olmaksızın duyu nesneleriyle meşgul olarak, mürit iç varlığının sükunetini (saflığını, prasāda) elde eder. Bu sükunet, zihinsel arınmadır (Gita 17.16) ve bedensel ve sözel arınmadan üstündür. Dolayısıyla, bir mürit ne duyu nesneleriyle bağlanarak meşgul olmalı, ne de onlardan nefretle uzak durmalıdır; çünkü hem bağlanma hem de nefret kişiyi dünyaya bağlar. Bağlanma ve nefretten arınmış duyularla duyu nesneleriyle meşgul olmaktan doğan sükunet, eğer ona kapılıp haz alınmazsa, o sükunet kişiyi Yüce Benlik'in kazanımına götürür. **'Prasāde sarvaduhkhānāṁ hānir asyopajāyate' –** Zihnin sükunetine (saflığına) erişince, bütün kederler yok olur, yani hiçbir keder kalmaz. Bunun sebebi, zihinde sıkıntıya yol açan şeyin sadece bağlanma olmasıdır. Sıkıntı ortaya çıkar çıkmaz arzu doğar ve arzudan bütün kederler doğar. Fakat bağlanma kökünden sökülünce, zihinde sükunet doğar. O sükunet vasıtasıyla bütün kederler yok olur. Hangi keder olursa olsun, hepsi sadece doğa (prakṛti) ve onun etkileri—beden ve dünya—ile bağlantıdan doğar; beden ve dünya ile bağlantı ise haz arzusundan doğar. Haz arzusu sıkıntıdan doğar. Fakat sükunet doğunca, sıkıntı yok olur. Sıkıntının yok olmasıyla haz arzusu sona erer. Haz arzusu sona erince, beden ve dünya ile bağlantı sona erer. Bağlantının sona ermesiyle bütün kederlerin tamamen yokluğu meydana gelir—'sarvaduhkhānāṁ hāniḥ.' Anlamı şudur: Sükunetten iki şey meydana gelir: dünya ile bağlantının kesilmesi ve aklın Yüce Benlik'te sabitlenmesi. Rab bunu daha önce elli üçüncü ayette 'nishchalā' ve 'achalā' kelimeleriyle ifade etmişti—onun aklı dünya konusunda hareket etmez ve Yüce Benlik konusunda sarsılmaz hale gelir. Burada 'sarvaduhkhānāṁ hāniḥ' ifadesi, onun önüne kederli durumların çıkmayacağı anlamına gelmez; daha ziyade, karmasına göre kederli olaylar veya durumlar onun önüne gelebilir, ancak onun iç varlığında keder, ıstırap, huzursuzluk veya benzeri herhangi bir rahatsızlık ortaya çıkamaz demektir. **'Prasannachetaso hyāśhu buddhiḥ paryavatiṣhṭate' –** Sükunetli (saf) bir zihne sahip olan kişinin aklı çok çabuk bir şekilde Yüce Benlik'te kök salıp yerleşir, yani mürit bizzat Yüce Benlik'te yerleşik hale gelir; aklında en ufak bir şüphe bile kalmaz. **Öz Nokta –** İster Rab'be karşı sükunet olsun, ister (O'na karşı) ıstırap (viyoga)—bu ikisinden biri şiddetli bir şekilde yoğunlaşırsa, çabucak Yüce Benlik'in kazanımına yol açar. Örneğin, Gopiler Rab'be giderken ebeveynleri, kardeşleri, kocaları vb. tarafından durdurulup evlerine kapatıldıklarında, Rab'le buluşamamanın verdiği ıstırap günahlarını yok etmiş, Rab üzerine tefekkür etmenin verdiği sükunet ise sevaplarını yok etmiştir. Böylece günah ve sevaptan özgürleşerek, bedenlerini oracıkta bırakıp Rab'le buluşan ilk kişiler olmuşlardır. Ancak, dünyevi nesneler konusunda ortaya çıkan sükunet ve ıstırap her ikisi de haz izlenimlerini (vāsanā) güçlendirir, yani dünyaya bağlılığı pekiştirir. Bunun örnekleri, sükunet ve ıstırap içinde dünyaya dolanmış olan dünyadaki bütün sıradan varlıklardır. Sükunet ve ıstırap (keder) durumunda, iç varlık yumuşar (etkiye açık hale gelir). Tıpkı yumuşak balmumunun üzerine dökülen boyanın balmumunda kalıcı hale gelmesi gibi, iç varlık yumuşadığında, ona giren izlenimler—ister Rab'le ilgili olsun ister dünyevi—kalıcı hale gelir. Kalıcı hale gelince, o izlenimler yükselişe veya düşüşe sebep olur. Dolayısıyla, bir mürit için en hoş dünyevi nesneyi elde edince sevinçlenmemek, en nahoş dünyevi nesneyi elde edince de huzursuz olmamak uygundur. **Bağlantı –** Önceki iki ayette ifade edilen fikir, takip eden iki ayette karşıtlık yöntemiyle daha da temellendirilmektedir.