**2.16. Hakikat olmayanın varlığı yoktur, hakikat olan ise asla yok olmaz; her ikisinin hakikati, özü görenler tarafından gerçekten idrak edilmiştir.**
**Yorum:** *"Hakikat olmayanın varlığı yoktur"* — Beden, doğumundan önce yoktu, ölümünden sonra da olmayacak ve hatta şu anda da her an yok olmaktadır. Anlamı şudur: Bu beden, geçmiş, gelecek veya şimdiki zaman olmak üzere üç zamanda da müspet bir varlık olarak asla var olmamıştır. Dolayısıyla o, hakiki olmayandır (asat). Aynı şekilde, bu bütün dünyanın da müspet bir varlığı yoktur; o da hakiki değildir. Bu beden, dünyanın küçük bir numunesidir. Bu nedenle, bedendeki değişimler yoluyla kişi, bütün dünyadaki değişimi tecrübe eder: Bu dünyanın önceden varlığı yoktu, sonradan da varlığı olmayacak ve hatta şu anda da yok olmaktadır.
Bütün dünya, zaman ateşinde bir odun gibi sürekli yanmaktadır. Odun yandığında kömür ve kül kalır, fakat zaman ateşi dünyayı öyle benzersiz bir şekilde yakar ki, kömür veya kül gibi hiçbir şey kalmaz. Dünyayı tamamen yokluğa dönüştürür. İşte bu yüzden, "hakikat olmayanın varlığı yoktur" denmiştir.
*"Hakikat olan ise asla yok olmaz"* — Hakiki varlık olan şey asla yok olmaz. Yani, beden var olmadan önce bile içindeki öz (dehi) vardı; beden yok olduğunda da içindeki öz kalacaktır; ve hatta şu anda da, değişen bedene rağmen, içindeki öz aynen öylece durmaktadır. Aynı şekilde, dünya tezahür etmemişken bile Yüce Hakikat (Paramatmatattva) vardı; dünya yok olduğunda da Yüce Hakikat kalacaktır; ve hatta şu anda da, değişen dünyaya rağmen, Yüce Hakikat onun içinde aynen öylece durmaktadır.
Derin bir nokta: Dünyayı sadece bir kere görürüz, ikinci bir kere değil. Sebebi şudur: Dünya her an değişmektedir. Dolayısıyla, bir an önceki nesne, bir sonraki anda aynı değildir — tıpkı sinema seyrederken, perdedeki resmin sabit görünmesine rağmen, gerçekte her an değişmesi gibi. Makinedeki filmin hızla ilerlemesi sebebiyle değişim o kadar hızlı olur ki gözlerimiz onu yakalayamaz. Daha da derin bir nokta şudur ki, hakikatte dünya bir kere bile görülmez. Sebebi: Dünyayı görmek ve tecrübe etmek için kullandığımız araçların — beden, duyular, zihin, akıl vb. — kendisi dünyanın bir parçasıdır. Dolayısıyla, hakikatte dünya, dünya tarafından görülür. Beden-dünya ile tamamen ilgisi olmayan şey Öz'dür (svarupa). O Öz'ün bakış açısından, dünya hiçbir zaman görülmez. Anlamı: Öz'de dünya algısı yoktur. Dünya algısı sadece dünya ile ilişkili olarak ortaya çıkar. Bu, Öz'ün dünya ile hiçbir ilişkisi olmadığını ispatlar.
İkinci olarak, dünyanın (beden, duyular, zihin, akıl) yardımı olmadan, bilinçli Öz hiçbir eylemi gerçekleştiremez. Bu, eylemin sadece dünyada var olduğunu, Öz'de olmadığını ispatlar. Öz'ün eylemle hiçbir ilişkisi yoktur.
Dünyanın tabiatı eylem ve nesnelerdir. Öz'ün hem eylemle hem de nesnelerle bir ilişkisi olmadığına göre, beden, duyular, zihin ve akıl dahil bütün dünyanın var olmadığı ortaya konmuş olur. Var olan sadece, bağlanmadan duran, her şeyi aydınlatan ve destekleyen Yüce Hakikat'tir (Paramatmatattva).
*"Her ikisinin hakikati, özü görenler tarafından gerçekten idrak edilmiştir"* — Her ikisinin — hakiki olan ile hakiki olmayanın, içteki öz ile bedenin — özünü bilen büyük varlıklar, onların özünü görmüş, onların esasını çıkarmışlardır: Sadece bir Hakikat vardır.
Hakikat olmayan nesnenin özü de Hakikat'tir ve hakikat olan nesnenin özü de Hakikat'tir. Yani, her ikisinin özü aynı olan tek Hakikat'tir; her ikisinin özü, müspet varlığında bir ve aynıdır. Dolayısıyla, hakiki olanın ve hakiki olmayanın özünü bilen büyük varlıklar vasıtasıyla bilinen şey sadece bir Hakikat'tir. Hakikat olmayana ait gibi görünen varlık da, hakikatte, sadece o Hakikat'ın varlığıdır. Hakikat olmayanın var gibi görünmesi, sadece Hakikat'ın varlığı sayesindedir. İşte bu Hakikat'a 'Para Prakriti' (Gita 7.5), 'Kshetrajna' (Gita 13.12), 'Purusha' (Gita 13.19) ve 'Aksha' (Gita 15.16) denir. Hakikat olmayana ise 'Apara Prakriti', 'Kshetra', 'Prakriti' ve 'Kshara' denir.
Arjuna, savaş yapılırsa ölecekleri düşüncesiyle bedenler için kederleniyor. Bunun üzerine Rab şöyle diyor: Savaş yapılmazsa ölmeyecekler mi? Hakikat olmayan mutlaka ölecek ve sürekli ölmektedir. Fakat onun içindeki Hakikat tabiatlı olan asla yok olmayacaktır. Dolayısıyla, senin kederin sadece cehalettir.
On birinci ayette, bilgelerin ölüler veya diriler için kederlenmediği belirtilir. On ikinci ve on üçüncü ayetler, içteki özün ebediliğini, 'dhira' (sabit, kararlı olan) kelimesini kullanarak tarif eder. On dördüncü ve on beşinci ayetler dünyanın kalıcı olmadığını tarif eder ve orada da 'dhira' kelimesi kullanılır. Benzer şekilde, burada (on altıncı ayette) hakiki ile hakiki olmayan arasındaki ayırım verilir ve onda 'tattvadarshi' (özü gören) kelimesi geçer. Bu ayetlerde 'pandita' (bilge), 'dhira' ve 'tattvadarshi' terimlerinin kullanılmasının amacı, ayırımcılığa sahip ve anlayışlı olanların kederlenmediğini göstermektir. Eğer keder ortaya çıkıyorsa, o kişi ayırımcı değildir, anlayışlı değildir.
**Bağlantı:** Hakiki ve hakikat olmayanın ne olduğu sonraki iki ayette açıklanır.
★🔗